Bu yazıda
- Takım oyununda bireyselleşme
- Bilginin kişiselleşmesi
- Performans ve hata beklentisi
Futbolun dijital dönüşümünü teknoloji, yapay zekâ ve insan davranışı üzerinden okuyan yazılar.
Son birkaç yılda dünyanın en hızlı büyüyen iki başlığını yan yana koymak gerekse, bunlardan biri kuşkusuz yapay zekâ olurdu. Diğeri ise yeni bir şey olmamasına rağmen etkisini sürekli büyüten futbol.
İlk bakışta aralarında doğrudan bir bağ kurmak zor.
Bir tarafta algoritmalar, büyük dil modelleri, veri merkezleri, görsel ve ses üretimi var. Diğer tarafta top, saha, tribün, taktik ve doksan dakika.
Ama meseleye biraz daha yukarıdan bakınca iki alanın aynı çağın ruhuna doğru ilerlediği görülüyor.
Hatta bazen şu soruyu sormak gerekiyor:
Yapay zekâ mı futbola benzemeye başladı, futbol mu yapay zekâ çağının mantığına uyum sağladı?
Belki de ikisi aynı anda oluyor.
Çünkü iki dünyanın da ortak kelimeleri giderek çoğalıyor: performans, hız, verimlilik, kişiselleştirme, marka, görünürlük, daha az hata ve daha fazla üretim.
Ve belki en önemlisi: birey.
Takım oyununun içinde büyüyen birey
Futbol hâlâ on bir kişinin birlikte oynadığı bir oyun. Bunu değiştiren bir şey yok.
Fakat futbolu anlatma biçimimiz büyük ölçüde değişti.
Eskiden bir maçın ardından “takım iyi oynadı” ya da “orta saha kötüydü” denirdi. Bugün oyuncuyu tek tek ayırıyoruz.
Kaç kilometre koştu? Kaç sprint yaptı? Kaç top kazandı? Kaç ikili mücadeleye girdi? Kaç kilit pas verdi? Beklenen gol katkısı neydi? Topu hangi bölgelerde aldı? Rakip baskısı altında pas yüzdesi neydi?
Bir takımın bütününü izlemeye devam ediyoruz ama giderek daha fazla bireyin performansını tüketiyoruz.
Takımın içinde oyuncu daha görünür hale geldi.
Futbolcunun sadece saha içindeki görevi değil, marka değeri, sosyal medya kitlesi, bireysel istatistikleri ve ekonomik karşılığı da ayrı ayrı konuşuluyor.
Bir dönem kolektivizmin en güçlü sembollerinden biri olan futbol, garip biçimde bireysel performansların en fazla sergilendiği alanlardan birine dönüşüyor.
Bu durum bana bilgi dünyasında yaşanan dönüşümü hatırlatıyor.
Ansiklopediden kişisel asistana
Otuz-kırk yıl önce bilgi daha kolektif bir yapıdaydı.
Bir konuda bir şey öğrenmek istediğinizde belli kaynaklara giderdiniz. Ansiklopediler vardı. Başucu kitapları vardı. Kütüphaneler vardı. Uzmanlık alanlarında yıllarca değişmeyen temel kitaplar vardı.
Aynı kitabı binlerce insan okurdu.
Bilgi aynıydı. Okuyan kişi değişiyordu.
İnternet bu yapının ilk kırılma noktasıydı. Bilgi fiziksel raflardan çıkıp ekrana geldi.
Yapay zekâ ise ikinci kırılmayı yarattı.
Bilgi artık sadece dijital değil. Kişisel.
Aynı soruyu bir öğrenci soruyor, ona göre cevap alıyor. Bir mühendis soruyor, başka bir derinlikte cevap alıyor. Bir akademisyen aynı konunun kaynaklarını istiyor. Bir çocuk “bana basit anlat” diyor.
Bilginin kendisi kullanıcıya göre şekillenmeye başladı.
Bir anlamda ansiklopedinin tek tip sayfasından kişiye özel bilgi akışına geçtik.
Futbolda yaşanan şey de buna benziyor.
Tek maç var. Ama artık herkes aynı maçı izlemiyor.
Bir scout oyuncuyu izliyor. Bir analist pres yapısını. Bir taraftar skorla ilgileniyor. Bir sosyal medya hesabı maçtan görüntü toplamaya çalışıyor. Bir performans ekibi oyuncunun fiziksel yükünü inceliyor. Başka bir ekip ise zihinsel performanslara kadar yorum yapmaya çalışıyor (yani PsikoSpor ekibi :))
Maç aynı maç. Ama herkes kendi futbolunu görüyor.
Tıpkı aynı bilgi dünyasının içinden herkesin kendi yapay zekâ deneyimini oluşturması gibi.
Futbol ve AI gerçekten ayrı kulvarlarda mı?
Yapay zekâ ile futbol denildiğinde akla hemen tahmin sistemleri geliyor.
Maç sonucu tahmini. Oyuncu analizi. Transfer önerileri. Sakatlık riski. Taktik analiz. Video takibi.
Bunların hepsi doğru başlıklar.
Ama bana kalırsa futbol ile AI arasındaki asıl ilişki bunlardan daha derinde.
Çünkü iki alan yalnızca birbirinden faydalanmıyor.
Birbirine benzer biçimde evriliyor.
Modern futbol daha fazla performans istiyor. Yapay zekâdan da daha fazla performans bekliyoruz.
Futbol daha az hata istiyor. AI sistemlerinden de daha az hata bekliyoruz.
Futbol daha fazla görsel ve işitsel içerik üretiyor. Yapay zekâ da metinden görüntüye, sesten videoya kadar aynı üretim alanını büyütüyor.
Futbolda oyuncu daha hızlı karar vermek zorunda. AI sisteminde cevap süresi bile kullanıcı deneyiminin bir parçası.
Bir futbolcu geçen sezon olağanüstü kabul edilen performansı bu sezon tekrar ettiğinde artık aynı etkiyi yaratmayabiliyor.
AI tarafında da durum aynı.
İki yıl önce hayranlık uyandıran bir özellik bugün “zaten olması gereken” bir özellik haline gelebiliyor.
Standart sürekli yükseliyor.
Başarı sıradanlaşıyor, hata büyüyor
Belki iki dünyanın en sert ortaklığı burada.
Hata toleransı azalıyor.
Bir kaleci maç boyunca dokuz kurtarış yapabilir. Ama 88. dakikada yanlış pas verip gol yedirdiğinde ertesi gün konuşulan şey dokuz kurtarış değil, o tek hatadır.
Yapay zekâda da benzer bir psikoloji oluşuyor.
Yüzlerce başarılı işlem artık bizi şaşırtmıyor. Fakat yapılan belirgin bir hata hemen ekran görüntüsüne dönüşüyor. Paylaşılıyor, tartışılıyor, sorgulanıyor.
Performans yükseldikçe başarı normalleşiyor. Hata ise daha görünür hale geliyor.
Modern dünyanın biraz acımasız tarafı bu olabilir.
Beklentiyi yükselttiğiniz anda başarı ödül olmaktan çıkıp standart haline geliyor.
Sonra bütün dikkat hata üzerine yöneliyor.
Futbolcu da bundan kaçamıyor.
Yapay zekâ da.
Futbol ve Yapay Zekâ serisiDevamı: Bölüm II →Bu yazıyı paylaş
